Ayyy Artiz Oldum Süreyya Anlıyor Musun

Nemli bir Sinop akşamında tamamen tesadüf eseri olarak  bir kafede tanıştık İpek’le. İpek, Viyana’dan Sinop Bienali için gelmiş. Anlattı işte ufak ufak, niye geldiğini, ne yapmak istediğini falan. Tabi ben  “bienal ney gardaş, hangi hastalığa iyi gelir” diyemedim, dinledim sadece, zaten altı kişiydik masada ve sohbetin bir kısmı bu minvalde geçti.

Sonraki gün beni aradı İpek, bir şeyler yapmak istiyorum seninle, ne dersin diye. Meğerse Hülya(Hülya işte bizim Hülya, o akşam kafedeki arkadaşlardan)  benim için “Şarkı söylemeyi çok seviyor, yazı da yazıyor, bir de her şeye teşnedir” diyesiymiş benim için (Teşne ne ola diyenlere özetle her şeye meyilli, istekli gibi bir şey diyebiliriz).

Bu arada Hülya’cığım, şarkı söylemeyi galiba biraz seviyorum ama bir türküyü orkestra önünde söyleyebilmek için iki yılımı verdiğimi de unutma.(Detaylı bilgi için bakınız https://sorankadin.com/2017/03/01/denize-dalmayinca-aman-bir-balik-almayinca/ )

Neyse ben bir heyecanlandım, bir heyecanlandım sormayın. Düşünsenize bienal için Viyana’dan gelmiş bir yönetmen sizi arıyor ve “Bir şeyler yapmak istiyorum, ne dersin” diyor. İçimden Allah derim diyorum, İpek’e ise “ ay nasıl olur, ne yapacağız, yapabilir miyim ki” diyorum. Yok yok şaka bir tarafa onun benden ne istediğini, ne yapacağını, kafasında ne olduğunu hiç bilmiyorum, dolayısıyla neye evet ya da hayır diyeceğimi bilmediğim bir durum. İşin yoksa akşam buluşalım konuşuruz diyor, “tamam” diyorum. Zaten akşam işim olsa da ertelerdim herhalde bu durumda.

Telefonu kapatıyorum, bizimkiler ne oldu diyorlar. İpek aradı diyorum, İpek işte Viyanadan gelmiş, bienal için. İpek hakkında tek bildiğim bu çünkü. Kısa film çekmek istiyor, diyorum, onun için aramış. Selçuk (biliyorsunuz bizim bey) “oğlum anneniz film teklifi almış” diyor. Teoman( Selçuk’la benden olma, bir numaramız) “kaç lira alacaksın” diyor. Yok diyorum, yok, bu öyle bir şey değil. Cevabını veremediğim bir sürü soru dolanıyor ortada.

Benim psikoloji (bir süredir, kendimden mütevellit, hayata dair sancılar çektiğim bir dönem) bir anda normale dönüyor. Bu arada İpek’e yazdığım yazılardan bir tanesini yolluyorum watsaptan ve ekliyorum “belki bundan bir şeyler çıkarabiliriz, çıkarabilir miyiz” diye. Gün boyu aklımda “ne yapacak, nasıl yapacak, ben ne yapacağım” soruları dolanıyor. Bu arada İpek’ten mesaj geliyor. Bu diyalog çok güzel, bundan bir şeyler yaparız, çok heyecanlandım şimdi” diyor. Allaaahhh hadi bakalım hayırlısı. Günümüz çok yoğun geçiyor ve akşam 10’da ancak buluşabiliyoruz.

Bu metni çekelim diyor, detayları konuşuyoruz ama daldan dala da atlıyoruz, hem birbirimizi tanımıyoruz hem ben “amacımız ne” olayını aşamamışım. İnsan her gün Viyana’dan kısa film çekmeye gelen biriyle oturup konuşmuyor takdir edersiniz. Kızılderili kabilesinde olsak İpek’in adı benim için “Bienal için Viyana’dan film çekmeye gelen kadın” olurdu herhalde, ötesi yok. Yazdığım diyalog metninde iki karakter var, biri ben olacağım. İpek diyorum “yapamayabilirim, tamam denemek isterim ama sonra sen mağdur olursun bacım”. Olsun diyor, deneyelim, ben bunu yapmak istiyorum, içimize sinmezse bakarız diyor. Vakit te dar, fazla düşünmeye, alternatif üretmeye vakit yok.

Çekimin yapılacağı akşam evden bir havayla çıkıyorum “çekimim var benim, sete gidiyorum” diyorum ahaliye. Elimde tekst yolda çalışıyorum diyaloğa ve fark ediyorum ki yolda çalışmak iyi geliyor bana. Öncesinde yürüyerek işyerinden çıkıp, rol arkadaşıma gidiyorum, yolda giderken çalışmak çok iyi gerçekten. Bir gün öncesinden kısa bir prova yapmışız, nerde duracağımıza, kameranın nerde duracağına falan bakmışız.

Bu arada olayı da yavaş yavaş kavramaya başlıyorum. İpek, Sinop’a belli bir projeyi gerçekleştirmek için gelmiyor. Bienalin teması “birlikte üretmek”, ilk gün söylediği, burada, buradaki insanlarla, burada oluşturacağımız, beraber bir şeyler üreteceğimiz işler yapmak istiyorum sözü şimdi anlam bulmaya başlıyor bende. İkinci kamera ve ses için görüştüğü arkadaşları da geliyorlar. Önceden planlanan hiç bir şey yok.

Ne kadar cesurca ve hayatın içinden değil mi? İpek bunu yapmak istediği için yapıyor sadece, yoksa siparişle olacak işler değil gibime geliyor, sevmek ve istemek lazım. İkinci kamera için gelen arkadaşla(Caner) aralarda sohbet ediyoruz. O da bu işin eğitimini almış okullu ve yaptığı işi seviyor. Bana oyunculuk eğitimi aldınız mı diyor, bana diyor ya. Çocukları büyütürken girdiğim kılıklar ve şaklabanlıklar dışında, lisede okul müsameresinde oynamışlığım var diyorum.

Bulunduğum ortam, bana çok keyif verdi. Ya galiba ben böyle ortamlarda mutlu oluyorum. Caner, kamu spotu gibi şeyler de oynayabilirsin diyor. E devlet memuru olduğumdan mütevellit layıkı veçhile yapabileceğimi düşünüyorum azizim diyorum. Eski kelimeler, devlet memurluğu ciddiyeti (bir memur ciddiyetinde olduğum söylenemez tabi de mış gibi yapabilirim) kafi miktarda bünyede bulunduğundan, kamu spotu işi olursa ara çekinme diyorum.

Aklıma Timuçin’in (bizim iki numara) kamu spotlarını taklit edişi ve kendi kendine kamu spotu üretmesi aklıma geldi. Böyle bir gen mi var acaba, varsa, çocuğa da benden geçti zahir, kamu spotu geni.

Bu arada eve döndüğümde Selçuk “konu ney” diyor. Belli bir konu yok diyorum, kafa karışıklığı durumu gibi bir şey, iki kadın karakter arasında geçiyor.”Haa sanat yani” diyor. Şekerim ney bilmiyorum, adının ne olduğunun benim açımdan pek önemi yok. Bir şeyler yaptık işte, hem set te çok yoğun geçti, bir duş alıp yatacağım diyorum. Havaya mı girdim ne, napayım canım set akşamları yorucu oluyor benim için.

Şu an film, montajda, nasıl bir şey çıkacak, nasıl oynamışım hiçbir fikrim yok. Sadece kameradan nasıl göründüğüne baktım, görüntü güzel geldi. Umarım seyredince “kızım sen naptın, şebelek ettin kendini” demem. İnsanın kendini seyretmesi ve dinlemesi çok tuhaf oluyor. Filmin adı “anlamıyorum Süreyya” eğer cesaret edebilirsem paylaşırım buradan. Edebilir miyim bilmiyorum, bu yazıyı da özellikle filmi görmeden yazdım ki süreçteki duygularımı anlatabileyim. Filmi görünce hangi ruh halinde olurum bilemedim.

Şimdi ben kaçıyorum ahali, sevgili yönetmenim aradı ilk sahneyi tekrar çekecekmişiz, ayyy setten sete koşturuyorum vallahi, bir de şu önümde biriken ilgi tarih ve sayılı yazılar olmasa (ahanda bu yazıyı devlet dairesinde yazdığım çıktı ortaya, hâlbuki beni görenler bila sayılı dilekçeye cevap yazıyorum sanıyor).

Ay demeyi unuttum,  bizim kızlardan ve evdekilerden artiz, star, bir imza alabilir miyim, oo başrol oyuncusu geliyor, gibi laflar havalarda uçuştukça bir hoş oluyorum, demeyin bana bunları diyorum demeyin, insanoğlu çiğ süt emmiş hemen sanatçı kaprisine bağlayabilirim yani belli olmaz.

Neyse devlet memurluğu mesaim bitiyor ve sanatın kollarına koşuyorum şimdi, gelişmeleri bildiririm dostlar…

 

 

Reklamlar

Ayyy Artiz Oldum Süreyya Anlıyor Musun’ için 2 yanıt

    1. i used translation to understand your writing…what did you say? if you didn’t use the translation your english must be good and ıf ı want to write i write much as isnpiraiton and material

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s